ANA ÇİZGİLERİYLE KÖKTÜRK TARİHİ

Nisan 8, 2008

Köktürkler yahut yaygın kullanımla Göktürkler, Büyük Hun imparatorluğundan sonra, Asya’da kurulan ikinci büyük Türk devletidir. “Türk” sözcüğü ilk defa bunlar zamanında bir devletin resmi adı olmuş ve Türklük değerleri her bakımdan yüceltilmiştir.

Köktürkler, hakimiyetleri boyunca (MS 552-745) Doğu Sibiryadaki Saha (Yakutlar) Türkleri ile Karadeniz’in kuzey-batısındaki Bulgar Türkleri hariç bütün Türk asıllı kitleleri kendi idareleri altında birleştirmiştirler. Bu bakımdan Hunlardan sonra Asya’da Türk birliğini en geniş manada gerçekleştiren Köktürkler olmuşlardır.

Kağanlığın yıkılışından sonra etrafa yayılan Türk boyları, gittikleri her yere Köktürk idari, siyasi ve kültürel yapısını taşımışlardır. Böylece, bugün R Türkçesi konuşan Çuvaşlar hariç bütün diğer Türk unsurları (ve tabii olarak Türk lehçe ve şiveleri) Köktürklerin izlerini, etkilerini taşır.

Köktürk adı II. Doğu kağanlığı döneminde dikilen abidelerde (Bilge, Köl Tigin ve Tonyukuk) geçmektedir. Bu, “göğe ait, ilahi, vasıfları Tanrı tarafından bahşedilmiş Türk” demektir.

1. I. Köktürk Kağanlığı: Köktürkler miladi 6. yüzyılda Altay dağlarının doğu eteklerinde toplu bir halde geleneksel sanatları olan demircilikle uğraşıyorladı. Ve fedaratif bir yapıyla bağlı bulundukları Juan-juan (Avarlar)lara silah imal ediyorlardı. 635 yılında yabguları Bumın (Çince Tumen<Türkçe Tuman “Duman”)ın hükümdarlığında Avarlara baş kaldırdılar. 552′de Avarların çökmesi ile Bumın il-kagan unvanı ile tahta çıktı. Merkez olarak da Hunların Orhon ırmağının batısında yer alan başkenti Ötüken’i tayin etti. Devletin batı kanadını Bumın’ın kardeşi ‹stemi, yabgu unvanı ile yönetmeye başladı. Bumın Kağan devleti kurduğu yıl öldü. ‹stemi batıda ‹ran ve Bizans sınırlarını fethe devam ederken başa Bumın’ın oğlu Kara (Çin. K’olo) geçti. Kara Kağan’ın aynı yıl ölümü üzerine Mukan (553-572) Kağan hükümdarlık tahtına oturdu. I. Köktürk hanlığı en parlak devrini bu kağan zamanında geçirdi. ‹lk önce iyice zayıflayan Juan-Juan devletini ortadan kaldırdı (555). Sonra doğuda Kitanların ve kuzeyde Kırgızların topraklarını Köktürk hakimiyeti altına aldı. 568 yılında Çin imparatoru ile akrabalık kurarak güneyden gelebilecek tehlikeleri bertaraf etti.

Devletin batı kanadının askeri komutanı (yabgu) ‹stemi (552-576)’nin kumandasındaki ordu, kısa zamanda Altay dağlarının batısını, Issık-Köl ve Tanrı dağlarına kadar hakimiyeti altına aldı. Dönemin kuvvetli iki devleti olan Sasanilerle Bizans’ı Köktürk siyaseti doğrultusunda bir çizgiye oturttu. Soğdluları ‹ran’a karşı koruyarak ‹pek Yolu ticaretini kontrol altına aldı. Ayrıca İran’la Bizans arasında karışıklık çıkararak devletin batıdaki manevra kabiliyetini kolaylaştırdı.

Mukan Kağan 572′de öldü. Zamanında devlet muazzam bir genişliğe ulaşmıştı. Kore’den Hazar denizine kadar olan 10.5 milyon km2 ‘lik alan Köktürklerin hakimiyeti altına girmişti. Kitabelerde Mukan Kağan’ın Türk milleti için yaptığı fedakarlık ve kahramanlıklar uzun uzun anlatılmakta, yuğ törenine Kore’den Bizans’a kadar bütün ülkelerin temsilcilerinin katıldığından söz edilmektedir.

Mukan’ın yerine kardeşi T’a-po geçti (572-581). T’a-po toprakların genişliğinden dolayı devleti iki idari kısma ayırarak doğusuna kardeşi K’o-lo’nun oğlu şe-t’u (Işbara)yu, batısında da küçük kardeşi Jotan’ı kağan unvanları ile tayin etti. Yumuşak bir tabiata sahip olan T’a-po daha sonra bir Çinli prensesle evlendi. Ülke topraklarını Budist rahiplere açarak onların misyonerlik faaliyetlerine rıza gösterdi. Halkın gözünde itibarı iyice azalan T’a-po 581′de öldü. Yerine devlet meclisi kararı ile Işbara hakan oldu. 582′de de hakanlık resmen ikiye ayrıldı.

2. Doğu Köktürk Kağanlığı: Zor şartlar altında başa geçen Işbara, dengeyi sağlamakta, memleketi huzura kavuşturmakta zorlandı. Bir taraftan ordu içindeki huzursuzluklar, diğer yandan Çin’de iktidarını sağlamlaştıran T’ang sülalesi yönetimi iyice güçleştirmekteydi. İsyan eden ordu komutanlarına karşı Çin’den yardım istemek zorunda kaldı. Böylece, Çinliler ezeli düşmanları olan Türkleri asimile etme yoluna gittiler. Halkı Çince konuşmaya, Çinliler gibi giyinmeye, Çin adetlerini kabul etmeye zorladılar.

Köktürk hakanlığının iyice zayıflaması ile Türk ahali Çin’e iltica etmeye başladı. Hükümdar ailesi içinde kargaşalıklar çıktı. Bu karışıklıkta Işbara öldü. (587). Yerine geçen kardeşi Baga Çor ve arkasından devlet meclisince hakan ilan edilen Tulan (588-600) döneminde de durum düzelmedi. Çin’in sonu gelmez hile ve desiseleri ile Tulan’ın yerine geçen K’i-min (600-609) Batı Köktürklerin kağanı Tardu’ya karşı kışkırtıldı. Fakat başarı elde edemedi. K’i-min, zamanında Işbara’nın reddettiği Türkleri Çinlileştirme tekliflerini kabul etti. Ancak ölümünden sonra başa geçen oğlu şi-pi (609-619) Köktürklerin haysiyetini biraz kurtardı. 5-6 yıl içinde ülkedeki dağınıklığı bir ölçüde giderdi. Ülkeyi tekrar itaat altına aldı.

Çin hükümdarı Yang-ti’nin şi-pi’ye karşı hile ve desiseleri tutmayınca Çin’de itibarı sarsıldı. Ona karşı olan muhalefet güçlendi. Şi-pi bu fırsattan yararlanarak kendisine sığınan Liang Shi-tu’yu Çin kağanı ilan etti.

Şi-pi’den sonra hakan olan Ç’u-lo (=Çullukş) (619-621) kardeşinin sert siyasetini takip etti ise de karısı Çinli prenses İ-çing tarafından zehirlenerek öldürüldü. Hakan olan kardeşi, dirayetsiz bir kişiliğe sahip K’ie-li (621-630) zamanında Doğu Köktürkleri de dağılmış oldu. Fakat, bu dağılış resmi anlamda bir yokoluş değildir. Çin’in kuklaları olan bir takım kağanlar, sarayın emrinde oradan oraya sadakat ziyaretleri yapıp durmuşlardır. Bu durum 50 yıl devam etmiştir. Esaret altındaki Türk kitleleri zaman zaman Çinlileştirme politikalarına baş kaldırmışlar, daha sonra gelecek nesillere istiklal ruhunu aşılamışlardır. Bunların en meşhuru, 639 yılında T’ang imparatorunun sarayında görevli Köktürk prensi Kürşad’ın 39 arkadaşı ile Çin sarayını basmasıdır.

3. II. Köktürk Hakanlığı: 630-680 yılları Köktürklerin hakimiyetlerini kaybettikleri hazin bir devir oldu. Köktürk abideleri’ nde belirtildiğine göre, bu fetret devrinin yaşanmasına;

a) Devlet adamlarının kifayetsizliği,

b) Türk kaviminin tedbirsizliği,

c) Çin’in kurnazca politikası ve yıkıcı propagandası, yol açmıştır.

Köktürk tarihinin bu 50 yıllık fetret devrinin sonunda Aşena soyundan Kutlug istiklal savaşına girişti. Kutlug, önce Çin’in kuzeyindeki Türkler arasında gizlice teşkilatlandı. Çevredeki ileri gelen beyleri göreve davet etti. Bu davete iştirak edenlerin sayısı kısa zamanda 5.000′i buldu. Bunların içinde ünlü devlet adamı Tonyukuk da vardır.

Kutlug ile Tonyukuk önce Türklerce kutsal bilinen Hunların ve I. Köktürk kağanlığının başkenti, stratejik önemi haiz olan Ötüken’i ele geçirdiler. Burada, ilk önce İnek Gölü kıyısındaki Oğuzlar bertaraf edildi. Bu savaştan sonra Kutlug han ilan edildi ve ‹lteriş (=ili, ülkeyi toparlayan) unvanını aldı. Kardeşi Kapgan’ı şad, Tonyukuk’u da devlet müşaviri (aygucı) yaptı.

Bundan sonra artık, yeni devletin ihtiyacı olan yiyecek, giyecek ve özellikle de at gibi zaruri madde ve vasıtaları elde etmek amacıyla Çin’e akınlar düzenlendi. Bu akınlar genellikle Seddin kuzeyindeki Çin garnizonlarına yönelik oldu. Kutlug 682-687 yılları arasında toplam 46 sefer düzenledi, Çin vali ve kumandanlarını mağlup etti.

Bu arada, kuzeydeki Türk ve diğer kavimlere karşı da birçok akınlar düzenlenerek onlar da kontrol altına alındı. Böylece Köktürk devleti yeniden kurulup teşkilatlandı. ‹lteriş, 692 yılında Ötüken’de kurt başlı bayrağı altında öldü.

İlteriş öldüğünde biri 8 (Bilge) diğeri 7 (Köl Tigin) yaşında olmak üzere iki oğul bırakmıştı. Kardeşi Kapgan (=”Fatih”) hakan oldu. Kapgan Kağan Türk tarihinin yetiştirdiği büyük fatihlerden ve uzak görüşlü devlet adamlarından biridir. En büyük siyaseti, Çin’i baskı altında tutarak Asya’daki bütün Türk kavimlerini Köktürk bayrağı altında toplamaktı.

27 yaşında kağan olan Kapgan’ın ilk seferi 693 yılında Çin üzerine oldu. Ling-çu ve Ordos eyaletlerine esaslı darbeler indirdi, Çin’i haraca bağlayarak, ipek, darı ve ziraat aleti aldı. Sonra Kögmen dağlarını aşarak Kırgızları kontrolü altına aldı. Çin’e 100 bin kişilik bir orduyla akın düzenleyip denize kadar ulaştı. Aynı yıl Kapgan kağanın oğlu İnal ile Bilge’nin komutasındaki batı orduları grubu, Altayları aşıp “Türk bodun”dan olduğu halde yanlış hareket yapan Türgiş (On-oklar)leri dize getirdiler. Bütün bu bölgedeki Türk unsurlarını Köktürklere bağladılar.

Daha sonra, aynı batı orduları grubu Maveraünnehr seferine çıktı. Orada ilk defa müslüman Araplarla karşılaştılar. Köktürk yazıtlarında bunlara Tezik (Tony. s. 45) denilmektedir. Fakat, burada herhangi bir çatışma olup olmadığı hakkındaki bilgiler kesin değildir.

Doğuda, kağanın kumandasındaki Türk ordusu akınlarına devam ediyordu. 702′de Çin’e tam 20 sefer düzenlendi.

Bu arada, devletin sınırları genişledikçe hakimiyet altındaki toprakları kontrol etmek güçleşiyordu. Bir taraftan Çin’in tahriki, diğer yandan Kapgan kağanın gittikçe şiddetlenen sertliği memlekette karışıklıkların çıkmasına zemin hazırladı. 714 yılında devletin asıl kitlesi olan Oğuzların isyanı zorla bastırıldı. Kapgan kağan bu seferden Ötüken’e dönerken Bayırkuların pususuna düşürüldü ve öldürüldü. (22 Temmuz 716).

Kapgan Kağan’ın yerine oğlu İnal (Bögü) geçti. Fakat, bu zor dönemde karışıklıkları o da önleyemedi. Üstüste gelen mağlubiyetler halkın hakana olan güvenini yitirmesine yol açtı. İnal Kağan ve yakınları, Bilge ve Köl Tiğin’in hazırladıkları bir ihtilalle öldürüldüler.

Bilge, kardeşi Köl Tigin’in ısrarı üzerine kağan oldu (716-734). Köl Tiğin de ordu komutanlığına getirildi. Bilge ve Köl’ün yaptıkları ihtilalde, -müşavir olmasına rağmen Bilge’nin kayınpederi olduğu için- öldürülmeyen Tonyukuk tekrar müşavirliğe getirildi.

Bilge Kağan Çin ile iyi geçinmek niyetinde idi. Çünkü, Köktürkler dağınıktı ve güçlerinden çok şey kaybetmişlerdi. Fakat, Çin boş durmuyordu. Basmıllarla birleşerek Köktürkleri bertaraf etmek istiyordu. Tonyukuk’un dahiyane planı ile önce Basmıllar üzerine gidildi. Sonra Çin’e şiddetli bir saldırı düzenledi. şan-Tan savaşında Çin ordusu perişan edilerek Beşbalık ele geçirildi. Batıdaki Türgişler tekrar itaat altına alındı. Tonyukuk 725′te ölür. ‹lteriş, Kapgan ve Bilge zamanında devlete tam 46 yıl hizmet eden bu dahi ve stratejist devlet adamı hakanlığın adliyesini ve ordusunu tanzim etmişti. Zamanındaki dini ve kültürel cereyanları takip etmiş, hakanları ona göre yönlendirmişti. Alman bilim adamları bu yüzden ona “Köktürklerin Bismarck’ı” demişlerdir. Tonyukuk ölünce hatırasına, kendi ağzından yazılmış olan bir kitabe Orhun’da, Bayın-çokto mevkiinde dikilmiştir.

731′de Köl Tigin 47 yaşında ölür. Eski Türk takvimine göre, koyun yılının 17. günü= 27 şubat 731. Adına, ağabeyi Bilge tarafından bir kitabe dikilmiştir. Bilge’nin ağzından yazılan bu kitabeyi Köl Tigin’in atısı (yeğen) Yolluğ Tigin 20 günde yaşmış, Çinli ustalar ise taşa kazımışlardır.

İki büyük yardımcısını kaybeden Bilge’nin, bundan sonra 734 yazında Kitan ve Tatabılara karşı kazandığı bir zafer dışında her hangi bir faaliyeti görülmüyor. 25 Ekim 734′te, 50 yaşında iken nazırlarından Buyruk-çor tarafından zehirlenerek öldürüldü. 19 sene şad, 19 sene kağanlık yaptı. Çin kaynaklarına göre, “Türk milletini çok sevmekle temayüz etmiş bir kağandı”. Cenaze töreni 22 Haziran 735′te yapıldı. Kendi adına, kendi ağzından yazılmış bir kitabe dikildi.

Bilgenin ölümü üzerine önce Türk Bilge Kağan, sonra kardeşi Tengri Kağan tahta geçti. 740 yılında tahtta yine bir Tengri Kağan vardı ve bu bilgenin oğlu idi. Hakan çocuk denecek yaşta olduğu için idare, annesi (Tonyukuk’un kızı) P’o-fu’nun eline geçti. Bu hatun da devlete hakim, karışıklıklara engel olamadı. Basmıllar, Karluklar ve Uygurlar anlaşarak vaziyete hakim olarak, Aşena hanedanından gelen Basmıl başbuğunu kağan ilan ettiler (742). Köktürk hakanı Ozmış ve sonra da onun küçük kardeşi son Köktürk hakanı Po-mei’yi öldürdüler. Bu arada müttefiklerin arası açıldı. Basmıl kağanı ortadan kaldırılarak Uygur başbuğu Yabgu K’eh-li Tu-fa Kutluğ Bilge Köl unvanı ile kağan ilan edildi (745). Böylece, Türk tarihinde, 552-745 yılları arasında tam 193 yıl devam eden Köktürk hanedanı sona ermiş, yerine bir başka Türk hanedanı olan Uygurlar geçmiştir.

kimekler

Nisan 8, 2008

Kimek adının manası kesin olarak bilinmemekle birlikte gemi sözcüğünün ilk şeklinden geldiğine dair görüşler bulunmaktadır. Batı Göktürk topluluklarından biri olan Kimekler, İrtiş ırmağı boylarında yurt tutmuşlardı. Aralarında Kıpçakların da bulunduğu çeşitli boylardan oluşan bir federasyon şeklinde yaşıyorlardı. Kimekler, önce Batı Göktürklerine, ardından aynı sahada hâkimiyet kuran Türgeşlere bağlandılar. Türgeş hâkimiyetinin zayıflamasıyla Kimekler, VIII. yüzyılın ortalarında bağımsız bir devlet olarak ortaya çıkmışlardır. Önceleri başlarında Tutug unvanlı biri bulunurken, devletlerinin kurulmasından sonra bu Yabgu olarak değişmiştir. Kimekler’i meydana getiren boylar zamanla dağılarak değişik bölgelere yayılmışlardır.

Karluklar

Nisan 8, 2008

Adları kar yığını manasına gelen Karluklar, Göktürklerin bir koludur. ilk yurtları Altayların batı bölgeleri idi. Göktürk çağında Göktürklere bağlı olarak yaşayan Karluklar, I. Göktürk Devleti’nin yıkılmasıyla güçlerini artırmışlardır. Kapagan Kağan zamanında tekrar II. Göktürk Devleti’ne bağlanmakla beraber Uygurlar ve Basmıllar ile birleşerek Göktürkler’in yıkılmasında büyük rol oynamışlardır. Uygurlar ve Karluklar’ın katılmasıyla oluşan Basmıl Kağanlığı’nın Uygurlar tarafından yıkılması üzerine Orhun bölgesinde Uygurlar hâkimiyet kurdular. Uygur Devleti’nin hâkimiyetini tanımak istemeyen Karluklar, Uygur Kağan’ı Bayan-Çur karşısında tutunamayarak (747) batıya kaymışlardır. Burada meşhur Talas Savaşı’nda (751) Türkistan üzerindeki emellerini iyice ortaya koyan Çinliler’e karşı Müslüman Arapların yanında yer alarak, tarihî bir rol oynamışlardır. Böylece Türkistan’da Çin hâkimiyetinin genişlemesi durdurulduğu gibi, Türk hâkimiyeti de güçlenmiştir. Ayrıca Türklerin İslâmiyet’le olan ilişkileri olumlu yönde gelişmiştir. 766 yılına doğru, Batı Göktürk sahasında Türgeş hâkimiyetine son vererek, bu sahada hâkimiyet kurmuşlardır. 840 yılında Uygurların yıkılması üzerine Karahanlı Devleti’nin temelini oluşturdular. Uygurlarla başlayıp, Türgeşlerle gelişen şehirleşme faaliyetleri Karluklar tarafından devam ettirilmiştir.

Kırgızlar

Nisan 8, 2008

Asya Hunları çağından beri varlıklarını bildiğimiz Kırgızlar, o dönemde Hunlara bağlı Ting-linglerle karışık olarak yaşıyorlardı. Yenisey ırmağı boylarında oturan Kırgızlar , 560′da Mukan Kağan zamanında Göktürklere bağlanmışlar, Göktürk Devleti’nin 630′da yıkılmasıyla bağımsız olmuşlardır.

Ancak 681 yılında II. Göktürk Devleti’nin kurulmasıyla, tekrar Göktürk yönetimine girmişlerdir. Uygur Devleti’nin kurulmasından sonra, 758′de Mayan-Çur Kağan tarafından Uygurlara bağlanan Kırgızlar, 840 yılında şiddetli bir hücumla Uygur Devleti’ni yıkarak Orhun bölgesinde kendi devletlerini kurmuşlardır. Ancak bir müddet sonra Kitanlar tarafından buradan çıkarılan Kırgızlar, eski yurtlarına çekilmek zorunda kalmışlardır. Böylece Orhun bölgesi Türk yurdu olmaktan çıkıp, Moğolistan’ın bir parçası haline gelmiştir. Cengiz Han zamanında Moğollar’a boyun eğen ilk Türk kavmi olan Kırgızlar, bu tarihten sonra siyasî bir varlık gösterememişlerdir. Uzun yıllar dağınık ve göçebe olarak yaşayan Kırgızlar, Rus ve Sovyet hâkimiyetinden sonra bugün Kırgızistan adıyla bağımsız bir devlet hâlinde yaşamaktadırlar. Dünyanın en uzun destanı olan Manas destanı Kırgız Türkleri’ ne aittir.

Türgesler

Nisan 8, 2008

Türgeşler, Batı Göktürklerinin bir koludur. İlk oturdukları bölge Altay dağlarının güney batı etekleri idi. M.Ö-M.S. 30′da Göktürk devletinin yıkılmasıyla güçlerini artırdılar. On boy hâlinde yaşayan Türgeşler, 657 yılından sonra Çin’in baskısı ile batıya göçüp etrafa yayılmışlardır. Bunlardan daha kalabalık olan beş boy İli ırmağı boylarına gelip yerleşmişlerdir . Sarı Türgeşler diye adlandırılan bu kısmın başında Baga Tarkan bulunuyordu. Daha batıda Talas bölgesine gelmiş olan diğer beş boy ise Kara Türgeşler adıyla bilinmektedirler. Baga Tarkan, batıdakilerin de katılmasıyla siyasî bir birlik oluşturmuş, güneyde ünlü bir ticaret merkezî olan Tokmak şehrini ele geçirerek burayı da başkent yapmıştır. Şehirleşmeye büyük önem veren Türgeşler, Türkistan’ın önemli şehirlerini ele geçirmişlerdi. Baga Tarkan’ın kendi adına para da bastırdığını biliyoruz.

Batı sınırlarını Sir-Derya’ya kadar uzatan Türgeşler, Batı Türkistan’ a hâkim olan Müslüman Araplarla da temasa geçmişlerdir. 681 yılında Göktürk Devletinin yeniden kurulmasıyla Türgeşler, Göktürkler’in hâkimiyetini kabul etmek zorunda kalmışlardır. 712 yılında ise Göktürk Kağan’ı Kapagan, Türgeş Kağan’ını öldürerek onun hanedanına son vermiştir. Ancak 717 yılında Türgeşlerin batı kesimlerinin yeniden bir birlik oluşturduklarını görüyoruz. Artık bu dönemde daha da batıya kaymış olan Türgeşler, önceleri Müslüman Arap ilerleyişinin önünde en büyük engel olmuştur. Zamanla boylar arasında rekabetin artması ve iç çekişmeler, Türgeşlerin zayıflamasına sebep olmuştur. 766 yılına gelindiğinde Batı Göktürk sahasında hâkim olmaya başlayan Karluklar, Türgeşlerin siyasî varlıklarına son verirler. Türgeşler, Türklerin şehir ve kültür hayatını benimsemesinde ve batıdaki Türk nüfusunun artmasında büyük rol oynamışlardır. Böylece sonradan Selçuklular gibi büyük devletler kuracak olan Türk topluluklarının bilgi ve becerilerinin artmasını sağlamışlardır. Ayrıca doğu Avrupa’da gördüğümüz Uz, Peçenek gibi Türk kütlelerinin de temelini oluşturmuşlardır.

Sabarlar

Nisan 8, 2008

Büyük Hun Devleti’nin dağılmasından sonra, doğu Avrupa’da görülen kalabalık Türk kavimleri arasında Sabarlar da bulunur. Kaynaklarda Sabir, Sibir biçimlerinde de gördüğümüz Sabar adı, Türkçe sapan, yol değiştiren, serbest manasındadır. V. yüzyılın ikinci yarısında doğudan Juan Juan baskısı karşısında, Batı Sibirya civarındaki yurtlarını terk ederek batıya doğru göç etmişlerdir. Ural ve Altay dağları arasındaki geniş bozkırlarda yaşayan Onogurlar’ı da önlerine katarak, İtil-Don ırmakları arasında ve Kafkasya’nın kuzeyinde Kuban ırmağı boyunda yerleşirler (515). Sabarlar, bu bölgede Bizans ve Sasaniler ile temas kurmuşlardır.Bir defasında Sasaniler ile anlaşarak Bizans’a, doğu Anadolu eyaletleri üzerine büyük bir akın yapmışlardır (516). Bu devirde başlarında Balak isimli hükümdarları vardı. Sabarlar, üstün savaş teknikleri ile Bizans-Sasani mücadelesinde bazen Sasaniler’i, bazen de Bizans’ı desteklemişlerdir.

558 yılına gelindiğinde, Göktürklerin önünden kaçan Avarlar, Bizans ile anlaşarak Sabar devletine son vermişlerdir. V. ve VI. yüzyıllarda Batı Sibirya ve Kafkasya’nın kuzeyinde önemli roller oynayan bu Türk kavminin hatırasına, Sibirya adı zamanla bütün Kuzey Asya’yı ifade eder olmuştur.

Oguzlar

Nisan 8, 2008

Türk milletinin, her devirde en büyük bölümünü oluşturan Oğuzlar, siyaset ve medeniyet sahasında da en büyük rolü oynamışlardır. İslâmiyet’ten önce Göktürk devletini kuranlar Oğuz soyundan olduğu gibi İslâmiyet’ten sonra, Selçuklu, Harzemşahlar, Osmanlı, Akkoyunlu, Karakoyunlu, Safeviler gibi pek çok Türk devleti de yine Oğuz’dur. Oğuz adı, kabile, boy manası da bulunan ok sözünden eski Türkçede çoğul eki olan z ekiyle türetilmiştir. Oklar, boylar anlamını taşımaktadır. Nitekim Oğuzlar, 24 boy hâlinde yaşamaktaydılar ve bu boy yapılarını her gittikleri yere taşımışlardır.

Peçenekleri önlerine katarak, doğu Avrupa’ya yönelen Oğuzlar, kalabalık Oğuz kütlelerinin bir kısmını oluşturmaktadır. Bunlar kaynaklarda Uz veya Guz şeklinde adlandırılmışlardır. Ruslar ise bunlara doğrudan Türk adını vermişlerdir. Peçeneklerin ardından ileri hareketlerine devam eden Uzların büyük bir kısmı 1064 yılında Tuna’yı geçerek Balkanlara geçtikleri hâlde, diğer bir kısmı da bugünkü Ukrayna’nın güneyinde yerleşmişlerdir. Bunlardan bir kısmı Karakalpak adıyla bilinecektir .

XI. yüzyıl ortalarında Balkanlarda yurt tutan Uz topluluklarının bir bölümü Vardar ovasındaki başka Türk unsurlarla karışarak, buranın tam bir Türk yurdu olmasını sağlamışlardır. Uzlar’ın kalan kısmı Dobruca’da yerleşerek, bugünkü Gagauzlar’ın temelini oluşturmuşlardır.

Kıpcaklar

Nisan 8, 2008

Doğuda Kıpçak, batıda Kuman adıyla tanınan bu Türk kavmi, aslında iki Türk kavminin birleşmesinden meydana gelmiştir. Batı Göktürk topluluklarından Kimeklerin bir kolu olan Kıpçaklar, önceleri Balkaş gölünden İrtiş ırmağına kadar olan bölgede oturuyorlardı. Güneyden Kumanların kendilerine katılmalarıyla güçlerini daha da artırmışlar ve çeşitli sebeplerle İtil ırmağını geçerek batıya yönelmişlerdir. Batıda daha çok dış görünüşleri ile alâkalı olarak, sarışın manasına gelen çeşitli adlar verilen Kıpçaklar, kaynaklarda beyaz tenli, sarı saçlı, güzel görünüşlü insanlar olarak tasvir edilmektedirler.

Uzun süren mücadelelerden sonra Uzları batıya sürerek, XI. yüzyılın ikinci yarısında Karadeniz’in kuzeyindeki geniş bozkırlara gelip yerleştiler. Bu Uz (Oğuz)-Kıpçak mücadeleleri ünlü Dede Korkut destanlarının esas konusunu oluşturur. Kıpçaklar Karadeniz’in kuzeyindeki yeni yurtlarında, 150 yılı aşan bir süre hâkimiyet kurmuşlar, Rus ve Balkan tarihinde derin izler bırakmışlardır. Yaşadıkları bölge, o zamandan başlayarak, İslâm kaynaklarında Deşt-i Kıpçak (Kıpçak Bozkırı) adını alacaktır.

Kıpçaklar bir çok kere Tuna’yı geçerek Balkanlar’a ve Macaristan’a akınlar yaptılar. Bizans ile zaman zaman savaşmakla birlikte genellikle iyi ilişkiler kurmuşlardır. Nitekim 1091 yılında Çakan Bey ile ittifak yapan Peçenekler’i ağır bir yenilgiye uğratarak, Bizans’ı kurtarmışlardır. Kıpçak ülkesi, 1238-39 yılarında Altınorda Hanı Batu han tarafından tamamen işgal edilmiştir. Kıpçakların bir kısmı Macaristan’a çekilmişler, bir kısmı da İtil Bulgarları ile karışarak Kazan Türklerinin oluşmasında önemli rol oynadılar. Karadeniz’in kuzeyinde kalan Kıpçaklardan pek çoğu daha sonraki yıllarda Mısır’a götürülmüş, bir kısmı yüksek mevkilere kadar yükselmiştir. Hatta aralarında sultanlık mertebesine erişenler dahi olmuştur.

Pecenekler

Nisan 8, 2008

Peçenekler, Uz (Oğuz), Kuman gibi Türk boyları ile birlikte Orta Asya’dan doğu Avrupa’ya akan büyük bir göç dalgası içerisinde yer almışlardır. Oymaklar birliği biçiminde hareket eden Peçenekler, siyasî hayatları boyunca bir devlet düzenine geçememişlerdir. Peçenekler, Batı Göktürklerini oluşturan Onoklardan gelmektedirler. Önceleri Isık -Balkaş gölleri dolaylarında oturuyorlardı. Batı Göktürk Kağanlığı’nın dağılmasından sonra, Karluk ve Oğuz baskısı ile VIII. yüzyılın ikinci yarısından itibaren Batı Sibirya’ya çekilmişlerdir. Hazar-Oğuz ittifakının zorlaması ile İtil ırmağını geçerek Don ve Dinyeper nehirleri arasında yaşayan Macarları yurtlarından etmişlerdir. Böylece Peçenekler, Azak denizi ile Karadeniz arasında kalan sahaya hâkim olurlar. Bu geniş sahada 130 yıl kadar hâkim olan Peçenekler, bu süre içerisinde Ruslar’a ağır darbeler indirmişler ve onların Karadeniz’e inmelerine engel olmuşlardır. Ayrıca Bizans ile de iyi ilişkiler kurmuşlardır. Ancak doğuda artan Uz (Oğuz) baskısı karşısında Peçenekler yerlerini terk edeceklerdir. 1036 yılından sonra aşağı Tuna boylarında gördüğümüz Peçenekler, Uz ilerleyişinin durmaması üzerine Balkanlara inmeye başladılar.

Peçeneklerin bir kısmı Bizans hizmetine girerek Bizans topraklarında yerleştirilmişlerdir. Hatta bunların bir kısmı 1071 Malazgirt Meydan Muharebesinde, Alp Arslan’ın tarafına geçmek suretiyle Bizans’ın yenilgisinde rol oynamışlardır. Selçuklu Türklerinin Anadolu’yu yurt edindikleri tarihlerde, Peçenekler de Balkanlar da Bizans ile şiddetli mücadelelere girmişlerdi. Bu sırada İzmir’i alarak Batı Anadolu ‘da güçlü bir beylik kuran Çakan Bey, İstanbul’u zapt etmek istiyordu. Bu amaçla Çakan Bey, soydaşları Peçenekler’le ittifak kurdu. Çok zor durumda kalan Bizans’ın yardımına yine bir başka Türk boyu Kumanlar yetişmiştir. Peçenekler, Bizans’ın kışkırtması ile 40 bin Kuman atlısının baskınına uğrayarak ezildiler (1091). Bu olaydan sonra artık Peçenekler siyasî bir varlık olmaktan çıkmışlardır. Dağınık gruplar hâlinde Hristiyanlaştırılarak yerli halk arasında eridiler.

Macarlar

Nisan 8, 2008

Macarlar, Fin-Ugor kavimlerinin Ugor kolundandır. Macar adı, bu kolun diğer adı olan, Manysi-er’den gelmektedir. İlk yurtları İtil (Volga) ırmağının yukarı kısımlarıdır. VI. yüzyılda Sabarlar tarafından güneye itilen Macarlar, Hazar Kağanlığı’na bağlanmışlardır. Bu dönemde yaşadıkları bölge, Don ve İtil ırmakları arasıdır. Macar tarihinde ve destanlarında önemli bir yer tutan bu bölgeye Macarlar, Etel-Közü adını vermişlerdir. Bu bölgede Onogur Türkleri’nin de karışmasıyla bugünkü Macar milletinin çekirdeği oluşmuştur. Macarların diğer adı olan Hungar sözü de bu Onogur’dan gelmektedir.

Macarlar, IX. yüzyılın sonlarına doğru Peçenekler tarafından batıya itilmişlerdir. Bu sırada başlarında Hazar Türkleri’nden Kabar oymağından Almışoğlu Arpad bulunuyordu. Artan Peçenek baskısı karşısında daha da batıya kayan Macarlar, 896 yılında, kendi adları ile anılan bugünkü yurtlarına geldiler. Bu bölgede Avrupa içlerine yaptıkları akınlar ve Almanlarla giriştikleri mücadelelerle adlarından uzun süre söz ettirdiler. 1000 yılında Katolik mezhebini kabul ederek Hristiyanlaşmışlardır. Macarlar, Avrupa’da Slâvların birlik oluşturmasını engellemişler ve


Follow

Get every new post delivered to your Inbox.